YUPPİ HAYAT’A DAİR
Yuppi Hayat (orjinal
adı; Unutmaya Karşı Tiyatro), Uluslararası Af Örgütü’nün, Fransız yazarlara
kaleme aldırdığı, işkence ve savaş karşıtlığını konu alan beş kısa oyundan
oluşmaktadır. Bu oyunlar; "Eğlencelik", Joel Jouanneau ; "Şu Koskoca Dünyada İki
Kişiyiz Artık", Enzo Cormann; "Jandarmalar", Eugene Durif; "Şeytanın Okulu",
Eric-Emmanuel Scmitt; "İkna Teknikleri Malzemelerinin Üretiminde Uzmanlaşmış
Şirketin Basın Sözcüsünün Monoloğu", Eugene Durif. Dönüşüm Atölyesi
Oyuncuları’nın 2005 yılı sonlarında sahnelemeye başladığı Yuppi Hayat, herhangi
bir platform üzerinde, bu beş oyunun kesişmesinden oluşmaktadır.
Oyun, gülüceklerin ve
ışıkların altında gizlenen, unutmaya ve unutturmaya yönelik yeni oyalama -ikna-
tekniklerini pazarlayan ve kötülüğün –yeni- tanımınının, incitmeden, olağan bir
teknik kullanarak yapıldığı, tek perdeye sıkıştırılmış bir aksiyonu içeriyor.
Acımasızlıklar -kötü ve acı olan
herşeyin- karşısında duyarsız kalan ve planlı bir unutturmaca ile kitlesel
insanın çöküşünü hazırlayan otoriter zihniyetin, her şeyi hiçliğe çeken bir
zihniyetten başka bir şey olmadığını tanmlayan vektör, Yuppi Hayat’ı sahneye
taşıyan ana vektör olarak adlandırılabilir. Başka bir deyişle,
Yuppi Hayat, ‘şeytanın gerçek görüntüsünün,
insanların acımasızlığında ve ilgisizliğinde yattığını’ bağırmak içinde, sahne
üzerindeki oyuncuya ve gözlere iyi bir fırsat sunmaktadır.
Çevirenler: Sercan Gidişoğlu - Can Utku
Yönetenler: Altuğ Hasözbek, Setenay
Özaydemir
Dekor ve Kostüm Tasarımı: Zeycan Güleç
Hasözbek
Işık ve Efektler: Fırat Fincancı, Erhan
Akay
Oyuncular: Setenay
Özaydemir, Altuğ Hasözbek, Merve Tan, Ahmet Özer, Onur Akbal, Kemal Akkargan,
Eylem Selen
Sahne Amiri: Özge
Dağlıöz
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
DÖNÜŞÜM ATÖLYESİ OYUNCULARI (DAO)
UNUTMAK ÜZERİNE ARAŞTIRMA
ANTİKELDEN İLKEL HIRİSTİYANLIĞA KÖTÜLÜK ve ORTAÇAĞ'DA ŞEYTAN
YAZAN: JEFFREY BURTON RUSSEL
Unutmak oyununun dramaturgisi çerçevesinde, oyunun bütünü ele alındığında çıkan temel kavramlardan birtanesi de Şeytan ve Kötülük üzerineydi. Oyunun okunması sonrasında
oluşan bazı sorular şunlardı?
-Şeytan kavramı ve şeytanın tanımı
-Kötülük kavramı ve tanımı? 20. yy da ve sonrasında kötülük sorunu
-Oyunun ana çatısında yer alan kötünün morfolojisi
Teolojik bir çalışmadansa şeytan kavramının tarihsel sürecini ele alan yazar ve bilim adamı JEFFREY BURTON RUSSEL antik dönemden günümüze bu kavram üzerinde geniş
ve oldukça açıklayıcı bir panoroma sunmaktadır. Bu çerçevede Şeytanı tanımlamaya çalışan Russel, daha çok kötülük sorunu üzerinden yola çıkmıştır. Anlatım sırasında sıkça
Russel'in bu eşsiz üçlemesinden alıntılar alacağım
Kötülüğün çıkışında yatan acının dayanılmazlığı kötülük sorununu tanımlamak zorunda olduğumuz bir döneme bizleri sokmuştur."Kötülüğün özü, hissedebilen bir varlığın, yani acı
duyabilen bir varlığın incitilmesi olarak tanımlanır" Önemli olan acının ta kendisidir. Acının var olduğu her yerde kötülük hüküm sürmektedir. "Kötülük, dolaysız bir biçimde duygular
tarafından hissedilir; kasıtlı olarak verilen acı duyumsanır. Kötülüğün varlığı bunun ötesinde bir kanıt gerektirmez: Varım; öyleyse kötülük bana acı verir yada Yokum, hiçbir
kötülük bana acı veremez.
Amaçlı bir güç olarak alınan kötülük çoğu toplumda kişileştirilerek şeytan adını almıştır. Söz konusu acıları tanımlamakta zorlanan kitleler çareyi olağanüstü güçlerde bulmuştur.
"Kötülük hiçbir zaman soyut değildir. Herzaman bir insanın çektiği acı temelinde kavranması gerekir.
Bunun en güzel örneği Karamazov Kardeşler'de İvan'ın Alyoşa ile konuşmasında olduğu kadar iyi tanımlanmamıştır (sunum sırasında anlatılan örnek).
Kötülüğün tanımı şu şekilde sadeleştirilebilinir:
-Kötülük anlamsız, nedensiz yıkımdır
-Kötülük yıkar, inşa etmez, parçalar ve onarmaz
-Kötülük daima ve her yerde imha etmeye, hiçliğe indirgemeye çalışır.
-Kötülüğün kalbinde-kalbi burada kullanmak çok ilginç oldu- tüm varlıkları ele geçirip onları bir hiç haline getirmek yatar
yada Eric FROMM'un önerisine göre:
“yaşamın kendi kendine karşı çıkmasıdır, yada ölü, çürüyen, yaşamayan ve bütünüyle mekanik şeylere duyulan hayranlıktır”
Kötülüğün kaynağı konusunda genetikçilerde dahil bir çok bilimsel sav öne sürülmüştür. İnsanın hayvansal iç güdülerinin varlığı, yani soya çekimi olarak da düşünülmüştür.
Ama benim burada belirtmek istediğim nokta ve vector; kötülüğün bireyin değil toplumun ürettiği üzerinedir. Kötülüğün merkezinde insan vardır.
"ŞEYTANIN GERÇEK GÖRÜNTÜSÜ, İNSANLARIN ACIMASIZLIĞINDA VE İLGİSİZLİĞİNDE YATMAKTADIR"
Şeytanı algılayışımız günümüzdeki insanda ancak şöyle gerçekleşebilir: insanların onu nasıl algıladıkları ile bir örnek üzerinden gidecek olursak, günümüz Irak'ında Irak halkında
şeytanı tanımlamalarını istesek herhalde çoğunluğu ‘Amerika’ diye bağıracaktır; tıpkı dünyadaki birçok ülkenin yaptığı gibi. Bu bağlamda yukarıda
anlatılanları bir alıntı ile özetlemek gerekirse:
"ETRAFIMA BAKINIYORUM VE İŞTE! HER ÇEHRENİN ÜZERİNDE BİR KARANLIK PEÇE"
20 .yy geldiğimizde eğer şeytanı gerçek kötülüğün kişileşmesi olarak algılamazsak amlamsız bir tartışmanın ortasında kendimizi buluruz.
Kötülüğün özüne şiddeti koyan Russel Violence and Responsibility'de J.Harris'in şiddetini şöyle almıştır:
“eylemlerin zarar vereceğini bilen (ya da mantıksal olarak bilinmesi gereken) bir eyleyenin, bir kişi ya da kişileri yaraladığında ya da ıstırap veridiğinde gerçekleşen şey"
olarak tanımlar. Istırap, üç ayrı bileşeni bulunan acının bir yönüdür:
-acının nedeni ıstıraptır
ıstırap pasif kötülüktür, aktif kötülüğün sonucudur.
şiddet ıstırap verme kötülüğü olarak tanımlanabilinir
YENİDEN CANLANAN KÖTÜLÜĞÜN YAKIN TARİHTEKİ İZLERİ OLDUKÇA AÇIKTIR:
1914'TEN BERİ DÜNYA SAVAŞLARI, KÖKSÜZLÜK VE SUÇ, TOPLMAMA KAMPLARI, SÖMÜRGECİLİK, TOTALİTER DEVLETLER, SOYKIRIM, ZENGİNİN
HAKİMİYETİ, ABD, SAVAŞ UÇAKLARI NÜKLEER BOMBALAR,…
Burada saymakla bitiremiyeceğimiz, günümüz şaytanlığının elle tutulur, fiziksel ve gözle görülür kanıtlarıdır. Yirminci yüzyılın dehşetleri, ilerleme varsayımlarını yeniden
değerlendirmesine ve kötülüğün insane doğasında ve belki de kozmosta asli olarak var olsdğuna inanılmasına yol açtı.Radikal kötülük anlayışı üzerinde yıkılmaz bir tahtta şeytanlar
en büyük kahkahaları ile insanlığa gülmektedirler.
kötülüğün özü, şeytanın ta kendisi olan insandan kaynaklıdır.Acımasızlıklar-kötü ve acı olan herşeyin- karşısında duyarsız kalan ve planlı bir unutturmaca ile kitlesel insanın
çöküşünü hatırlayan otoriter zihniyet yukarıda kötü olarak tanımlanan ve her şeyi hiçliğe çeken bir zihniyetten başka bir şey değildir. Oyunun, iktidar ve sömürü üzerinden
gelen unutturma politikaları ve ikna teknikleri üzerinde vektörleşmesi gereken ve seyirciye bu durumun farkındalığını göstermeyi amaçlayan bir yanı vardır yada en azından
dramaturginin getirdiği nokta buradadır. Bu cümlenin altı çizilmelidir:
"ŞEYTANIN GERÇEK GÖRÜNTÜSÜ, İNSANLARIN ACIMASIZLIĞINDA VE
İLGİSİZLİĞİNDE YATMAKTADIR"
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
UNUTMAK ÜZERİNE (Mahir Günşiray)
Unutmak ve kötülüğün, iktidarın biçim
değişimi. Bir arkadaşım demişti ki "Bana hayatı unutturan her şey bir
ihanettir." Bugün birçok şey hayatı unutturma üstüne kuruluyor. Sıkı bir görüntü
bombardımanı altındayız. Gerçeklik duygusunu, hakiki olanı yitirmekle karşı
karşıyayız. Eğlence kültür-süzlüğü-ünün her çeşidi ile günü gün etmenin, her
dertten uzaklaşmanın yollarını arıyoruz. Teknolojinin bize sağladığı o göz
kamaştırıcı dünya içinde herşeyi unutabilir, herşeye inanabiliriz; her kılığa
girebilir, ekonomik nedenleri bir çok şeyin üstünde tutabiliriz. Daha çok
iletişim ile uzaklık; özgürlük alanları açtığına inandığımız teknoloji
harikaları ile parmaklıksız, kelepçesiz tutsaklık yaşıyoruz. Hızlı hareket
etmekten bakmaya, anlamaya, hatırlamaya zaman çok az. Hızın bizi nereye
götüreceği belli değil. Dünü ve bugünü unutmak, geleceğe koşmak ile
zevklendirilmiş, yeni binyılın modern bireyinin hayattan kopuşu her geçen gün
biraz daha artıyor. Herşeyin anlamının kaydığı, içinin boşaltıldığı bu süreçte,
biz de bir anlamda kendimizi kurban ediyor; yaşayan ölüye - belleğini yitirmiş,
boş bir bedene- dönüşüyoruz. Dün söylenen "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi
olunmaz" sözü bile artık geçerli değil. Artık o kadar çok bilgi var ki fikir
yok. Oyunda ele aldığımız bir başka tema da: kötülüğün kılık değiştirmesi, yeni
iktidar biçimleri ve bunların uzantısında düşünülmesi gereken yeni ikna
teknikleridir.
Kötülüğü ya da iktidarı parmakla
gösterebilecek kadar açık bir biçimde tanımlayabilmenin güçleştiği bir süreç
içindeyiz. Kim kötü kim iyi? Kim şeytan kim melek? Kim insanlık için kim
hayvanlık için? Kim barış için kim savaş için? Kim güçlü kim aciz? İktidar kimde
ve nerede? Bu sorulara yanıt verebilmek zor. Büyük bir kılık değişimi yaşıyoruz.
İnsanlık adına yapılan adına bazen terör bazen de operasyon denen- savaşları
görüyoruz. Hala eline, beline hakim olamayan bazı istisnalar hariç artık kaba
yöntemler bir yana bırakıldı, ya da çoğu zaman da onu kullananlar tarafından-
bırakılması öneriliyor. Bir kuruluşun ya da kurumun -satış stratejileri
açısından- lekelenmemesi, kirlenmemesi gereken bir imajı olması gerektiği
düşüncesi, yeni teknikler geliştirilmesini sağlıyor. İşkencenin insanlık ayıbı
olduğu vurgulanıyor, işkence artık yok deniyor ama tecrit uygulamasının avrupa
standartlarında olursa bir sorun olmayacağı ñherkes tersini düşünse ve söylese
de- tatlı tatlı anlatılıyor. Sorgucuların olmadığı, olmaması gereken bir dünya
için değil, sorgucuların hangi insani tekniklerle sorgulama yapmaları gerektiği
üzerine çalışmalar sürüyor. Hapishanelerin, okulların, kışlaların,
tımarhanelerin her yönüyle modernleştirilmesi, insani ölçütlere getirilmesine
çalışılıyor. İnsani kaygılarla hareket edilirken gözetilen en önemli şey,
acımasız rekabet ortamındaki ticaret dengeleri olabiliyor.
İnsan gibi olmaya, medeni olmaya
eğitildiğimize, nasıl hareket edilirse ayıp ve günah olmadığı da öğretildiğine
göre; biz de herşeye ööölece şaşırıp kalıyoruz, gözlerimize inanamıyoruz,
ekranımız başında olup bitenleri fazlasıyla görüp, alışıp, unutmaktan başka bir
çare göremiyoruz. İnsana acı vermeden onu ele geçirmenin nasıl yapılabileceği
21.yy'ın en önemli bilimsel araştırma konusu olmaya şimdiden aday. Her yönüyle
şiddetin, işkencenin, kötülüğün ve iktidar kavramının bambaşka bir yüzü ile
karşı karşıyayız. Nerede mi? Her yerde olabilir. Belki de bir aynada...
Mahir Günşiray
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
DÖNÜŞÜM ATÖLYESİ
OYUNCULARI
GEORGE RYLEY SCOTT’un
İŞKENCENİN TARİHİ kitabından notlar
Derleyen: Setenay
Özaydemir
-
Makine, gerçek faydacı
anlamıyla insana hizmet ettiği sürece mükemmel olabilirken yok etmeye
giriştiği andan itibaren bir felakettir.
-
Makineyle çok sıkı bir
biçimde bütünleşen bir tür insafsızlık, bir tür duyarsızlık, insan ürününün,
çağdaş işkencenin gelişimiyle aynı zamanda ortaya çıkar.
-
Bugünün suçlusunun
zalimliği, arkasındaki mekanik güçler ve içindeki mekanik ruh nedeniyle çok
daha acımasız ve her şeyi yapabilir görünmektedir.
-
İşkence biçimlerinin
doğasında bulunan intikam duygusunun altında, işkencenin birey için iktidar,
devlet içinse otorite ve diktatörce hükmetme isteği anlamına gelmesi yatar.
-
Bireyin doğasında ilkel
bir intikama susamışlık duygusu yatar.
-
Toplum ilkel
cezalandırma ve işkence yasasını, yalnızca kendi isteklerine karşı hareket
etmeye zorlamak için değil, aynı zamanda iktidar organının var olan
kurallarına isyan etmesini engellemek için de en güçlü araçlar olarak kabul
eder.
-
Bir akraba yada yakın
bir dosta yapıldığı zaman derin bir içerleme veya kızgınlık uyandıracak olan
aynı derecedeki vahşi davranışın veya zulmün, eylemleri yada görüşlerinden
nefret ettiğimiz birine karşı uygulanmasına hiçbir itiraz göstermeyerek
hatta koşullar yeterince kışkırtıcı olduğunda destekleyerek tepki veririz.
-
Kitlelerin sempati ve
hoşgörüsü yalnızca anlayış ve çevre olarak onlara yakın olanlarla
sınırlıdır.
-
Sadizm-zulüm ,
sadist-zalim
Sadizm bizzat
zulmetmekten yada buna tanık olmaktan hoşlanır ancak zevk yalnızca ve tamamıyla
cinsel tahrik veya rahatlamayla ilişkilidir.
-
Dinin gücünü ve
çekiciliğini büyük oranda yitirdiği, saf fiziksel görünüşüyle acının çok
daha korkunç hale dönüştüğü bugünlerde, insanların inanç ve şeref adına ceza
ve eziyet çekerken içinde bulundukları ruh halini tam olarak kavrayamayız.
-
Geleceğin göksel
mutluluğunun bir zamanlar sahip olduğu cazibesini yitirmesi ve cehennem
işkencelerinin korkunçluğunun etkisini kaybetmesi gibi, dinin de, çağdaş
insana, gelecekteki bir yaşam adına bu dünyada kaçınabileceği eziyetlere
katlanması karşılığında sunabileceği bir şey kalmamıştır.
-
Güçlü ulus zulmedicidir
ve sonuç olarak saygındır, hayranlık görür,başarılıdır. Zayıf ulus ve o
ulusun zayıf kişileri de o oranda eziyet görür, aşağılanır.
-
Ulusların tarihinde
başka hiçbir şeyin zulüm kadar başarılı olmadığı, hatta zulüm biçimiyle
yenilebileceği söylenebilir. Bu nedenle zulümler silsilesi içinde yaşar ve
her zaman zalimce gücünü kullanarak zulümlerine daha başka ve oldukça
sevimli adlar bulan da yalnızca devlettir.
-
Romalılar,
Hıristiyanlara işkence ettiler. Hıristiyanlar da daha zayıf olan her dini
mezhebe zulmettiler.
-
Azınlıklar doğaları
nasıl olursa olsun zulüm görmüştür.
-
Psikolojik zulüm,
sinsiliğinden dolayı günümüzde daha etkindir.
-
Halk kitleleri istek ve
beğenilerine karşıt olan, anlamadıkları, ancak görmezden de gelemedikleri
her şeyden nefret eder. Gerçeği söyleyenlerden de nefret eder çünkü gerçeği
bilmek istemez.
-
Devlet, iktidarı
yalnızca kendi ulusuna kimi örtülü ve psikolojik yollarla zulmetmekle
kalmamış, toplumun zalim güçlerini yerli veya yabancı rakiplerine karşı da
kullanmıştır.
-
İşkencenin her biçimi,
bilinç zayıflama aşamasına gelmeden hemen önce sinir gücünü harap eder.
-
İşkence Antik
Romalılarca kullanıldı, ortaçağ boyunca Avrupa kıtasında kullanıldı, örf ve
adet hukukuna karşın İngiltere’de kullanıldı. Bugün Amerika’da gizlice
kullanılmakta.
-
Kötülük, itiraf
ettirmek için işkencenin kullanımıyla bağlantılıdır. Her zaman için bireyin
suçlu olduğunu önceden kabul etmeye dayanır.
-
Vahşi kabilelerce
uygulanan işkenceler, uygar ve yarı uygar ırklarda ortaya çıkan yaratıcılık
ve incelikten yoksundur.
-
Halk bir kez sapkınlığa
karşı seferberlik başlatınca, kilise yığınların kaba uygulamalarını belirli
bir ceza sistemi içinde kontrol altına aldı.
-
Hemen hemen her Avrupa
Devleti, Antik Roma hukukunda mevcut ilkeleri benimseyerek, her davada suçu
zorla itiraf ettirmek için işkenceyi kullanmıştır.
-
Becarria’nın İtalya’da
Voltaire’in Fransa’da işkence tezgahı ve kırbaçlamaya tepkiler diğer
ülkelerde de yankı buldu.
-
Cezalandırma adı altında
işkence bütün ülkelerde devam etti.
-
19. ve 20. yy.da polis
faaliyetleriyle bağlantılı olarak ve özellikle politik suçlarda işkence
sıkça uygulanıyordu.(itiraf ettirmek ve suç ortaklarının adını söyletmek
için)
-
Üçüncü derece! : Çağdaş
Amerika kökenli bir uygulamadır. Polis memurunun suçlu zanlısına suçunu
itiraf ettirmek ve arkadaşlarını açıklatmak için uyguladıkları yöntemi ifade
eder. Yöntemler yasadışıdır ve Amerikan hukukunca tanınmaz ve desteklenmez.
-
Cezalandırmanın amacının
suçun önüne geçmek ve ıslah etmek olduğu ifade edilir ve bu görüş kabul
görür.
-
Toplum yalnızca suçlunun
suçu yeniden işlemesinin engellemesiyle ve aynı suçu işleyecek başkalarının
üzerinde caydırıcı etki yapmasıyla ilgileniyordu. Bunun sonunda,
cezalandırma kaçınılmaz olarak şiddetli, vahşi ve gösterişli olarak
uygulanırdı.
-
Zulüm suçu bir biçimde
önlüyor ve kendi yasalarını uygulamasıyla suçlu unsurun yaratacağı hasardan
toplumu koruyordu.
-
Uygar Avrupa ve
Amerika’da işkence, birey olarak sadece çocuklar ve hayvanlara uygulandığı
biçimiyle sınırlandırılmıştır. Karşı çıkacak bir konumu olmayan sadece bu
varlıklardır.
Evrim: kurban – dayanıklılık
testi - cezalandırma
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
DÖNÜŞÜM ATÖLYESİ OYUNCULARI
YUPPİ HAYAT oyunu dramaturgisine yönelik anket çalışması
Hazırlayan: Setenay Özaydemir
Kötülük nedir?
-
Başkalarına zarar vermektir
-
Hakaret etmektir.
-
İnsanı insan yapan değerlere yönelmiş her türlü olumsuz düşünce ve eylem.
-
Acıtandır. Zarar veren şeydir.
-
Kadındır. Kadının özüdür Kadın zayıflıklarını kötülükle bastırır.Toplumsal
baskılardan bu şekilde intikam alır.
-
Aldatmaca ve yalan.
-
Birini üzmektir.
-
Ölümdür.
-
Karşındaki insanın bireysel çıkarlarını ve bireysel özel alanını kale
almadan davranma halidir.
-
Bazı insanların içinde doğuştan olan ve sık sık açığa çıkan duygudur.
-
Ben, sen, o.
-
Zarar vermektir.
-
Yalandır.
-
İnsanın karakteridir.
-
İnsanları kandırmak, dolandırmaktır.
-
Fesatlıktır, çekememezliktir.
-
Medyanın dedikleri kötüdür.
-
Kötüyü oluşturan unsurlar açlık, yoksulluk, çaresizlik, özlemlerin
giderilememesi..bunlara en iyi alternatif sanattır.
-
İyiliğin zıttıdır.
-
Hoş olmayan şeylerdir.
-
Karşındaki insanın sınırlarını zorlamaktır.
-
Kişinin kendisine yapılan baskıya karşılık vermemesi.
-
Hoş olmayan yapılmaması gereken, çevredeki insanlara zarar veren şeyler.
-
İnsanların ürettiği bir davranış biçimi, insanlar iyilik ve kötülük üretir.
-
Bir insanı aldatmak, gururu ile oynamak, incitmektir.
-
Anlaşılmazlıktır.
-
İyi olmayan şey, doğaya hor davranmak..
-
Asabiyet.
-
Karşı tarafı üzmek, küçük görmek.
-
İnsanın düşünceleriyle şekillenen birşey
Şeytan nedir/kimdir?
-
İnsanların bulduğu hayali bir varlıktır.
-
Yoktur.
-
Kötülüğün kaynağıdır. Düşüncedir.
-
Herkes olabilir, herkesin bir şeytan tarafı vardır.
-
İnsanın içindeki sestir.
-
İnsanların içinde ortaya çıkan şey.
-
Mükemmel insanı daha iyi anlatmak için ortaya konmuş bir tezattır.
-
Kendi içindedir herkesin.
-
İnsanların kendi kendine uydurduğu,içlerinde barındırdıkları kötü tarafı
simgeleyen şey.
-
Biziz.
-
Biz, siz, onlar.
-
İnsanlar şimdi şeytan gibi, kendimiz.
-
İnsanları aldatandır.
-
İnsandır.
-
İnsandır.
-
Kötü ruhtur.
-
Tayyip Erdoğan’dır.
-
Çok soyut değildir. Aramızdadır, veya bizizdir. Uzaydan gelmemiştir. O
biziz.
-
Kötülüğe inananların piri.
-
Kötülüğün simgesi.
-
Yoktur. Batıldır.
-
İnsanın kendisidir.
-
İçinde kötülüğü barındıran insan kişidir.
-
Metafizikte dengedir.
-
İnsanların yarattığı bir kavramdır.
-
İnsanları kötülüğe iten, yapmaması gereken şeyleri yaptıran bir varlık.
-
Kötülük şeytandır. İnsanın subjektif niyetidir.
-
İnanmıyorum, yok. İnsanlar şeytanlaşmış artık.
-
Kafanı kullanırsan şeytan kimseye bişey yapmaz. Şeytan kafada.
-
Çok bilmiş bir insan, çok zeki bir insan olabilir.
-
Yoktur, bizlere böyle anlatılmıştır sadece.
Sömürü?
-
Emek. Maden ocaklarında, tarlalarda çok ucuza çalışan işçiler.
-
Hayvanlara zarar verilmesi.
-
Ekin biçen bir çiftçi. Meme emen bir çocuk.
-
Satılan devlet kuruluşları. Satılmayıp tarlada sefil olan ürünler ile ithal
edilmiş ürünler.
- MC
DONALD’s
-
Savaş-ABD;İRAN
-
Kafesteki bir kuş.
-
Gemideki kürek mahkumları.
-
Bir kulüpte eğlenen insanlar.kahvede futbol izleyen bir güruh.
-
Vergi kuyruğunda bekleyen insanlar.
-
Ayağımdaki nike ayakkabılar.
-
Türk kadınının ezilmişliği.
-
Ekmek için çırpınan bir çocuk. Emekçilerin haksız kazananlar tarafından
kullanılması.
-
Afrika’daki aç çocuklar.
-
Medyada yoksul insanların sömürülmesi.
-
Hala kullanılabilir olan bir şeyin çöpe atılması.
-
Afrika’daki aç insanlar.
-
Irak’lı çocuklar.
-
Savaştaki insanlar. İşçi ve emekçiler.
-
Fabrikada çalışan işçiler.
-
Silahlarla çevrili bir yerde bir çocuğun annesinin başında ağlaması.
-
Amerikalı şapkalı sakallı kişi.
-
Herhangi bir büyük işyeri, banka..
-
Piyanist filmindeki tekerlekli sandalyedeki kişi.
-
Sistemi en çok çağrıştıran şeyler.
-
Doğayı tahrip edenler, savaş
-
Karşı tarafı çürütmek.
-
İşçiler. Çöpten yemek toplayanlar.
Duyarsız kaldığım olay?
-
Universiade
-
Sokaktaki patlamış su borusundan devamlı su akması.
-
Özelleştirme.
-
Telefon çaldığında tembellikten açmadım.
-
Okullara yardım kampanyası.
-
Yardım maillerini siliyorum,dolmuşa yetişecek bir kadın vardı dolmuşu
durdurmadım.
-
Otobüsteki 60 küsur yaşında akıl dengesi bozuk bir adamı duymazdan geldim.
-
Türkiye’nin dünya arenasında ezilmesi.
-
PKK
-
Sabah kapının önünde biriken çöpü almadım, üşendim.
-
Her şeye duyarsızız hayat derdinden.
-
Tusunamiye yardım kampanyası.
-
Haberler. Bir süredir izlemiyorum.
-
Annemi hastaneye götürmeyi ihmal ettim, çok geç kaldım, kaybettik.
-
Irak’taki savaş.
-
Allai noi antik kentinin sular altında kalması.
-
Çarşımızın ıslah edilmesi.
-
Savaşlar.
-
Filistin’deki İsrail direnişi. İnsanların hakları elinden alındı.
-
Çekirdeklerin yere atılması.
- 1
mayıs’a gidemedim.
-
Medya.
-
Kan yardımına kanım uymasına rağmen gitmedim.
-
Son özelleştirme ile ilgili bir imza kampanyası.
-
Çocuklarına karşı, büyüttüm boş veriyorum artık bıraktım herkesin yakasını.
-
Fakir bir insana yardım etmedim.
-
Trafik kazaları, boşanma davaları, magazin programları.
Beni
ne sömürüyor?
-
Medya
-
Tanımadığım insanlar,çekemiyorlar.
-
Cahil insanlar.
-
Devlet.
-
Emeğim sömürülüyor, partiler oyumu sömürüyor.
-
Ailem ve arkadaşlarım.
-
Yakın olmayan arkadaşlarım.
-
Televizyon ve medya.
-
Sevgilim, ailem, alışverişte fiş vermeyenler.
- İş
çevrem.
-
Abim.
-
Liman.
-
Babam.
-
Esnaf.
-
İşverenim.
-
Eşim. Anne- babam.
-
Çıkar grupları.
-
Arkadaşlarım.
-
Burjuvazi.
-
Çıkarcı kişiler.
-
İzmir ekonomi üniversitesi
-
Aileler.
-
Kız arkadaşım.
-
Kendim.
-
Sermaye.
-
Arkadaşlar, komşum.
-
Sigara , petrol , cep tel aracılığıyla sömürülüyorum.
Çirkinliklerin sorumlusu?
-
Güçlülerin güçsüzlere hükmetme emelleri.
-
İnsanlar.
-
İnsan ve insanın bencil yapısı.
-
İnsan kendi kendini yok ediyor. Aşırı ihtiras, hırs, sınır bilmezlik.
-
ABD
-
İnsanların birbirini çekememesi ve rekabet.
-
İnsanlar.
-
İnsanlar dünyayı kendileri için güzelleştirmeye çalışırken başkaları için
çirkinleştiriyorlar.
-
Batı devletleri.
-
Emperyalist ülkeler.
-
İnsan, düşüncesizlik, duyarsızlık, duygusuzluk.
-
Amerika.
-
İnsanlar.
-
İnsanlar.
-
İnsanlar, bencilliklerine ve duygularına hakim olamıyorlar.
-
Hepimiz.insanlar, teknoloji, gazlar, radyoaktifler.
-
Yönetenler.
-
Liderler ve uygulanan kötü politika.
-
İnsanlar.
-
Baş (kapitalizm)
-
Blair, Bush, ABD, Kapitalizm
-
Empeyalist düşünce
-
İnsanlar.
-
Yaratıcı, Allah, tanrı..
-
İnsanlar.
-
Duyarsızlık ve insanların her şeye gözlerini kapaması.
-
İnsanların kendinde bitiyor.
-
Kocalar.
-
Kötü yönetim. Faşizm.
Duyarsızlık?
-
Bush
-
Türk halkı
-
İstanbul’daki apartmanlar. Depremlere rağmen hala bir önlem yok.
-
Irak’taki insanların mutlu gibi gösterilmesi.
-
Kendim.
-
Karısını öldüren adamı isanların izlemesi.
-
Yerlere çöp atılması
-
Alelade bir insan.
-
Görmemek, duymamak, yardım etmemek.
-
Bir Afrika bir New York fotoğrafı
-
Kadınlara karşı şiddet.
-
Tarihle gençlerin dalga geçmesi
-
Savaş, baştakiler, politikacılar.
-
Denize pislik atılması, çevre kirliliği, piknik yerindeki karpuz labukları
-
Devlet
-
Irak savaşı’na dünyanın tepkisi.
-
Sokakta dayak yiyen bir kadını insanların izlemesi.
-
Çevredeki çöpler.
-
Rotary ailesi
-
Uzaylıların dünyaya gelişi ve kimsenin onları fark etmemesi
-
Afganistan halkı ve ya diğer az gelişmiş halkların kendilerine duyarsız
kalmaları
-
Çamur içinde oynayan çocuklar
-
Güneşlenen bir insan
-
Orman içine dikilmiş villalar
-
Lüks bir lokantada yemek yiyen varlıklı biri ve onu seyreden simit yiyen
fakir biri.
-
Doğa katliamları
-
Ölmek üzere olan bir insana yardım edilmemesi
İnsan neyin esiri?
-
Para
-
Para ve içi boş değerler(sigara, uyuşturucu, falcılık..)
-
Nefsinin, aklının
-
Lüksün ve tüketimin. Hırsının.
-
Modanın.
-
Teknoloji
-
Egolarının ve televizyonun
-
Paranın
-
Para, meyde, din, seks, dil
-
Para, zevk
-
Para ve zevk
-
Maddiyatın
-
Para
-
Amerika’nın
-
Hırsının
-
Teknoloji ve vurdumduymazlık
-
Medya
-
Medya ve para
-
Hırslarının
-
Duygularının
-
Emekli maaşının
-
Paranın
-
Kendi tutkularının(nefsinin), egosunun
-
İçgüdü
-
Para
-
Düşüncenin
-
Düşüncelerinin ve kendinin
-
Kendinin ve paranın
-
Kocasının
-
Paranın
-
Teknolojinin
Teknoloji?
-
Duygusallığı yok ediyor,maddiyat ve teknoloji insanları esir alıyor
-
Olumlu çünkü çağa ayak uyduruyoruz ama yaydığı radyasyonlar Zaralı
-
İnternet, iletişim konularında çok olumlu, ama sağlığı bozuyor
-
Teknoloji insanları sömürür
-
Bir noktada yaşamayı sağlıyor bir noktada sömürüyor.
-
Cep telefonu, iletişim konularında olumlu ama sağlık için zararlı
-
Gelenekçiliği öldürüyor, koyun psikolojisine itiyor ve tembelleştiriyor.
-
Doğru kullanılmadığı için zararlı
-
Kullanmayı bildiğin sürece olumlu fakat insanı edilgen hale getiriyor.
-
Çok iyi teknolojiye ulaşmamak olumsuzdur.
-
İletişim için çok olumlu, ama amaçsız yaşamaya sürüklüyor.
-
Hayatı kolaylaştırıyor, olumsuz yanı yok
-
Gerçek mutluluklar unutuluyor, sanal mutluluklar içindeyiz.
-
Sonuç olarak acı, doğallık yok, medeniyet acı getiriyor ve dünyayı yok
ediyor.
-
Çok güzel, çok kolaylık.
-
Kazanımı çok
-
Çok güzel. Kolaylık sağlıyor,daha da ilerlemeli,olumsuz bir yanı yok
Duygu ve düşünceleri
köreltiyor,tek düze hayat ve önyargıya itiyor.
-
Sosyalleşme bitti.yani nesiller somut dünyadan ve gerçeklerden
uzaklaştı.kendi sanal dünyalarında yaşıyorlar,sevgi ve dostluk yok orda.
-
Aslında insan hayatını kolaylaştırmak çıkış ilkesi ama modern dünyada bir
süre sonra sahip olduklarımız bize sahip oluyor
-
Hayatı kolaylaştırıyor, zaman kazandırıyor, ama daha fazla ayrıntıya girip
kılı kırk yardırıyor. insanlar birbirine daha az zaman ayırabiliyor.
-
Bel ağrısı
-
İletişimi kolylaştırıyor ama iletişimsizliği getiriyor.
-
Uzaklar yakın oluyor, ama yalnızlığı yaşatmıyor (-)
-
Kolaylaştırıyor ama yok ediyor.