YUPPİ HAYAT’A DAİR

 

Yuppi Hayat (orjinal adı; Unutmaya Karşı Tiyatro), Uluslararası Af Örgütü’nün, Fransız yazarlara kaleme aldırdığı, işkence ve savaş karşıtlığını konu alan beş kısa oyundan oluşmaktadır. Bu oyunlar; "Eğlencelik", Joel Jouanneau ; "Şu Koskoca Dünyada İki Kişiyiz Artık", Enzo Cormann; "Jandarmalar", Eugene Durif; "Şeytanın Okulu", Eric-Emmanuel Scmitt; "İkna Teknikleri Malzemelerinin Üretiminde Uzmanlaşmış Şirketin Basın Sözcüsünün Monoloğu", Eugene Durif. Dönüşüm Atölyesi Oyuncuları’nın 2005 yılı sonlarında sahnelemeye başladığı Yuppi Hayat,  herhangi bir platform üzerinde, bu beş oyunun kesişmesinden oluşmaktadır.

Oyun, gülüceklerin ve ışıkların altında gizlenen, unutmaya ve unutturmaya yönelik yeni oyalama -ikna- tekniklerini pazarlayan ve kötülüğün –yeni- tanımınının, incitmeden, olağan bir teknik kullanarak yapıldığı, tek perdeye sıkıştırılmış bir aksiyonu içeriyor. Acımasızlıklar -kötü ve acı olan herşeyin- karşısında duyarsız kalan ve planlı bir unutturmaca ile kitlesel insanın çöküşünü hazırlayan otoriter zihniyetin, her şeyi hiçliğe çeken bir zihniyetten başka bir şey olmadığını tanmlayan vektör, Yuppi Hayat’ı sahneye taşıyan ana vektör olarak adlandırılabilir. Başka bir deyişle, Yuppi Hayat, ‘şeytanın gerçek görüntüsünün, insanların acımasızlığında ve ilgisizliğinde yattığını’ bağırmak içinde, sahne üzerindeki oyuncuya ve gözlere iyi bir fırsat sunmaktadır.

 

Çevirenler: Sercan Gidişoğlu - Can Utku

Yönetenler: Altuğ Hasözbek, Setenay Özaydemir

Dekor ve Kostüm Tasarımı: Zeycan Güleç Hasözbek

Işık ve Efektler: Fırat Fincancı, Erhan Akay

Oyuncular: Setenay Özaydemir, Altuğ Hasözbek, Merve Tan, Ahmet Özer, Onur Akbal, Kemal Akkargan, Eylem Selen

Sahne Amiri: Özge Dağlıöz

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 
DÖNÜŞÜM ATÖLYESİ OYUNCULARI (DAO) 
UNUTMAK ÜZERİNE ARAŞTIRMA
 
ŞEYTAN ve LUCİFER
 
ANTİKELDEN İLKEL HIRİSTİYANLIĞA KÖTÜLÜK ve ORTAÇAĞ'DA ŞEYTAN
 
YAZAN: JEFFREY BURTON RUSSEL
 
DERLEYEN:ALTUĞ HASÖZBEK
 
 
Unutmak oyununun dramaturgisi çerçevesinde, oyunun bütünü ele alındığında çıkan temel kavramlardan birtanesi de Şeytan ve Kötülük üzerineydi. Oyunun okunması sonrasında 
oluşan bazı sorular şunlardı?
 
-Şeytan kavramı ve şeytanın tanımı 
-Kötülük kavramı ve tanımı? 20. yy da ve sonrasında kötülük sorunu
-Oyunun ana çatısında yer alan kötünün morfolojisi
 
 
Teolojik bir çalışmadansa şeytan kavramının tarihsel sürecini ele alan yazar ve bilim adamı JEFFREY BURTON RUSSEL antik dönemden günümüze bu kavram üzerinde geniş 
ve oldukça açıklayıcı bir panoroma sunmaktadır. Bu çerçevede Şeytanı tanımlamaya çalışan Russel, daha çok kötülük sorunu üzerinden yola çıkmıştır. Anlatım sırasında sıkça 
Russel'in bu eşsiz üçlemesinden alıntılar alacağım
 
Kötülüğün çıkışında yatan acının dayanılmazlığı kötülük sorununu tanımlamak zorunda olduğumuz bir döneme bizleri sokmuştur."Kötülüğün özü, hissedebilen bir varlığın, yani acı 
duyabilen bir varlığın incitilmesi olarak tanımlanır" Önemli olan acının ta kendisidir. Acının var olduğu her yerde kötülük hüküm sürmektedir. "Kötülük, dolaysız bir biçimde duygular
 tarafından hissedilir; kasıtlı olarak verilen acı duyumsanır. Kötülüğün varlığı bunun ötesinde bir kanıt gerektirmez: Varım; öyleyse kötülük bana acı verir yada Yokum, hiçbir 
kötülük bana acı veremez.
 
Amaçlı bir güç olarak alınan kötülük çoğu toplumda kişileştirilerek şeytan adını almıştır. Söz konusu acıları tanımlamakta zorlanan kitleler çareyi olağanüstü güçlerde bulmuştur.
"Kötülük hiçbir zaman soyut değildir. Herzaman bir insanın çektiği acı temelinde kavranması gerekir.
 
Bunun en güzel örneği Karamazov Kardeşler'de İvan'ın Alyoşa ile konuşmasında olduğu kadar iyi tanımlanmamıştır (sunum sırasında anlatılan örnek).
 
.....
 
Kötülüğün tanımı şu şekilde sadeleştirilebilinir:
-Kötülük anlamsız, nedensiz yıkımdır
-Kötülük yıkar, inşa etmez, parçalar ve onarmaz
-Kötülük daima ve her yerde imha etmeye, hiçliğe indirgemeye çalışır.
-Kötülüğün kalbinde-kalbi burada kullanmak çok ilginç oldu- tüm varlıkları ele geçirip onları bir hiç haline getirmek yatar
 
yada Eric FROMM'un önerisine göre:
“yaşamın kendi kendine karşı çıkmasıdır, yada ölü, çürüyen, yaşamayan ve bütünüyle mekanik şeylere duyulan hayranlıktır”
 
Kötülüğün kaynağı konusunda genetikçilerde dahil bir çok bilimsel sav öne sürülmüştür. İnsanın hayvansal iç güdülerinin varlığı, yani soya çekimi olarak da düşünülmüştür.
Ama benim burada belirtmek istediğim nokta ve vector; kötülüğün bireyin değil toplumun ürettiği üzerinedir. Kötülüğün merkezinde insan vardır. 
 
"ŞEYTANIN GERÇEK GÖRÜNTÜSÜ, İNSANLARIN ACIMASIZLIĞINDA VE İLGİSİZLİĞİNDE YATMAKTADIR"
 
Şeytanı algılayışımız günümüzdeki insanda ancak şöyle gerçekleşebilir: insanların onu nasıl algıladıkları ile bir örnek üzerinden gidecek olursak, günümüz Irak'ında Irak halkında 
şeytanı tanımlamalarını istesek herhalde çoğunluğu ‘Amerika’ diye bağıracaktır; tıpkı dünyadaki birçok ülkenin yaptığı gibi. Bu bağlamda yukarıda 
anlatılanları bir alıntı ile özetlemek gerekirse:
"ETRAFIMA BAKINIYORUM VE İŞTE! HER ÇEHRENİN ÜZERİNDE BİR KARANLIK PEÇE"
 
20 .yy geldiğimizde eğer şeytanı gerçek kötülüğün kişileşmesi olarak algılamazsak amlamsız bir tartışmanın ortasında kendimizi buluruz.
 
Kötülüğün özüne şiddeti koyan Russel Violence and Responsibility'de J.Harris'in şiddetini şöyle almıştır:
“eylemlerin zarar vereceğini bilen (ya da mantıksal olarak bilinmesi gereken) bir eyleyenin, bir kişi ya da kişileri yaraladığında ya da ıstırap veridiğinde gerçekleşen şey" 
olarak tanımlar. Istırap, üç ayrı bileşeni bulunan acının bir yönüdür:
-acının nedeni ıstıraptır
ıstırap pasif kötülüktür, aktif kötülüğün sonucudur.
şiddet ıstırap verme kötülüğü olarak tanımlanabilinir
 
YENİDEN CANLANAN KÖTÜLÜĞÜN YAKIN TARİHTEKİ İZLERİ OLDUKÇA AÇIKTIR: 
 
1914'TEN BERİ DÜNYA SAVAŞLARI, KÖKSÜZLÜK VE SUÇ, TOPLMAMA KAMPLARI, SÖMÜRGECİLİK, TOTALİTER DEVLETLER, SOYKIRIM, ZENGİNİN
 HAKİMİYETİ, ABD, SAVAŞ UÇAKLARI NÜKLEER BOMBALAR,…
 
Burada saymakla bitiremiyeceğimiz, günümüz şaytanlığının elle tutulur, fiziksel ve gözle görülür kanıtlarıdır. Yirminci yüzyılın dehşetleri, ilerleme varsayımlarını yeniden 
değerlendirmesine ve kötülüğün insane doğasında ve belki de kozmosta asli olarak var olsdğuna inanılmasına yol açtı.Radikal kötülük anlayışı üzerinde yıkılmaz bir tahtta şeytanlar 
en büyük kahkahaları ile insanlığa gülmektedirler.
 
Unutmak çerçevesinde;
kötülüğün özü, şeytanın ta kendisi olan insandan kaynaklıdır.Acımasızlıklar-kötü ve acı olan herşeyin- karşısında duyarsız kalan ve planlı bir unutturmaca ile kitlesel insanın 
çöküşünü hatırlayan otoriter zihniyet yukarıda kötü olarak tanımlanan ve her şeyi hiçliğe çeken bir zihniyetten başka bir şey değildir. Oyunun, iktidar ve sömürü üzerinden 
gelen unutturma politikaları ve ikna teknikleri üzerinde vektörleşmesi gereken ve seyirciye bu durumun farkındalığını göstermeyi amaçlayan bir yanı vardır yada en azından 
dramaturginin getirdiği nokta buradadır. Bu cümlenin altı  çizilmelidir:
 
"ŞEYTANIN GERÇEK GÖRÜNTÜSÜ, İNSANLARIN ACIMASIZLIĞINDA VE 
İLGİSİZLİĞİNDE YATMAKTADIR"
 
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 
UNUTMAK ÜZERİNE (Mahir Günşiray)

 

Unutmak ve kötülüğün, iktidarın biçim değişimi. Bir arkadaşım demişti ki "Bana hayatı unutturan her şey bir ihanettir." Bugün birçok şey hayatı unutturma üstüne kuruluyor. Sıkı bir görüntü bombardımanı altındayız. Gerçeklik duygusunu, hakiki olanı yitirmekle karşı karşıyayız. Eğlence kültür-süzlüğü-ünün her çeşidi ile günü gün etmenin, her dertten uzaklaşmanın yollarını arıyoruz. Teknolojinin bize sağladığı o göz kamaştırıcı dünya içinde herşeyi unutabilir, herşeye inanabiliriz; her kılığa girebilir, ekonomik nedenleri bir çok şeyin üstünde tutabiliriz. Daha çok iletişim ile uzaklık; özgürlük alanları açtığına inandığımız teknoloji harikaları ile parmaklıksız, kelepçesiz tutsaklık yaşıyoruz. Hızlı hareket etmekten bakmaya, anlamaya, hatırlamaya zaman çok az. Hızın bizi nereye götüreceği belli değil. Dünü ve bugünü unutmak, geleceğe koşmak ile zevklendirilmiş, yeni binyılın modern bireyinin hayattan kopuşu her geçen gün biraz daha artıyor. Herşeyin anlamının kaydığı, içinin boşaltıldığı bu süreçte, biz de bir anlamda kendimizi kurban ediyor; yaşayan ölüye - belleğini yitirmiş, boş bir bedene- dönüşüyoruz. Dün söylenen "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz" sözü bile artık geçerli değil. Artık o kadar çok bilgi var ki fikir yok. Oyunda ele aldığımız bir başka tema da: kötülüğün kılık değiştirmesi, yeni iktidar biçimleri ve bunların uzantısında düşünülmesi gereken yeni ikna teknikleridir.

 

Kötülüğü ya da iktidarı parmakla gösterebilecek kadar açık bir biçimde tanımlayabilmenin güçleştiği bir süreç içindeyiz. Kim kötü kim iyi? Kim şeytan kim melek? Kim insanlık için kim hayvanlık için? Kim barış için kim savaş için? Kim güçlü kim aciz? İktidar kimde ve nerede? Bu sorulara yanıt verebilmek zor. Büyük bir kılık değişimi yaşıyoruz. İnsanlık adına yapılan adına bazen terör bazen de operasyon denen- savaşları görüyoruz. Hala eline, beline hakim olamayan bazı istisnalar hariç artık kaba yöntemler bir yana bırakıldı, ya da çoğu zaman da onu kullananlar tarafından- bırakılması öneriliyor. Bir kuruluşun ya da kurumun -satış stratejileri açısından- lekelenmemesi, kirlenmemesi gereken bir imajı olması gerektiği düşüncesi, yeni teknikler geliştirilmesini sağlıyor. İşkencenin insanlık ayıbı olduğu vurgulanıyor, işkence artık yok deniyor ama tecrit uygulamasının avrupa standartlarında olursa bir sorun olmayacağı ñherkes tersini düşünse ve söylese de- tatlı tatlı anlatılıyor. Sorgucuların olmadığı, olmaması gereken bir dünya için değil, sorgucuların hangi insani tekniklerle sorgulama yapmaları gerektiği üzerine çalışmalar sürüyor. Hapishanelerin, okulların, kışlaların, tımarhanelerin her yönüyle modernleştirilmesi, insani ölçütlere getirilmesine çalışılıyor. İnsani kaygılarla hareket edilirken gözetilen en önemli şey, acımasız rekabet ortamındaki ticaret dengeleri olabiliyor.

 

İnsan gibi olmaya, medeni olmaya eğitildiğimize, nasıl hareket edilirse ayıp ve günah olmadığı da öğretildiğine göre; biz de herşeye ööölece şaşırıp kalıyoruz, gözlerimize inanamıyoruz, ekranımız başında olup bitenleri fazlasıyla görüp, alışıp, unutmaktan başka bir çare göremiyoruz. İnsana acı vermeden onu ele geçirmenin nasıl yapılabileceği 21.yy'ın en önemli bilimsel araştırma konusu olmaya şimdiden aday. Her yönüyle şiddetin, işkencenin, kötülüğün ve iktidar kavramının bambaşka bir yüzü ile karşı karşıyayız. Nerede mi? Her yerde olabilir. Belki de bir aynada...

                                                                                                           Mahir Günşiray

 

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 

 

DÖNÜŞÜM ATÖLYESİ OYUNCULARI

GEORGE RYLEY SCOTT’un İŞKENCENİN TARİHİ  kitabından notlar

Derleyen: Setenay Özaydemir

 

    Sadizm bizzat zulmetmekten yada buna tanık olmaktan hoşlanır ancak zevk yalnızca ve tamamıyla cinsel tahrik veya rahatlamayla ilişkilidir.

 

Evrim: kurban – dayanıklılık testi - cezalandırma

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

DÖNÜŞÜM ATÖLYESİ OYUNCULARI

YUPPİ HAYAT oyunu dramaturgisine yönelik anket çalışması

Hazırlayan: Setenay Özaydemir

 

Kötülük nedir?

 

Şeytan nedir/kimdir?

 

Sömürü?

 

Duyarsız kaldığım olay?

 

Beni ne sömürüyor?

 

Çirkinliklerin sorumlusu?

 

 

Duyarsızlık?

 

İnsan neyin esiri?

 

Teknoloji?

Duygu ve düşünceleri köreltiyor,tek düze hayat ve önyargıya itiyor.